Yazının Gelişimi ve Tarihsel Süreç İçerisindeki Gelişimi

GİRİŞ

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik dildir. İlk zamanlardan beridir insanlar, karşılıklı iletişimlerini, haberleşmelerini konuşma yetisi sayesinde sağlayabilmekte ve bu sözleri bir şekilde kaydedebilmekteydiler. Bu noktada çıkarılan sesler ve sözcükler belirli şekillerde işaretlere dökülmüştür. Yazıyı oluşturan bu işaretler yoluyla gelenekler sonraki kuşaklara daha iyi aktarılarak; kültürün ve tarihin kalıcılığı sağlanmıştır. İnsanlık tarihinde medeniyetin başlangıç aşamalarından olan yazı ilk defa Bereketli Hilal olarak adlandırılan Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki Mezopotamya’da bulunmuştur.[1] İnsanların ihtiyaçları gereği öncelikle etraflarındaki nesneleri belirli bir düzene göre sıralayarak ​madde yazısını bulmuşlardır. Zamanla daha kesin ve daha kolay olan, hayvancılıkta hesaplama işlemine yarayan ​sayma çubukları ve ​düğüm tekniği ilkel iletişim şekli olarak gelişmiştir. Sarp kayalara çizilmiş ya da boyanmış olan sembol ve şekiller yoluyla insanlar fikir yazısını (ideografik),ardından da ​resim yazısını (piktografik) keşfettiler. Fikir yazısında semboller düşüncelerin ve soyut anlamların karşılığındadır. Resim yazısında ise anlatılmak istenen nesnenin somut bir şekilde çizilmesi ile yazılır. Her ikisinde de ses değeri yoktur, hangi dilde olursa olsun aynı anlamda anlaşılırlar.[2]

BÖLÜM 1: TARİHTE İLK YAZI OLAN ÇİVİ YAZISI

Çivi yazısının icadına baktığımızda, M.Ö. 4. Binyılda Güney Mezopotamya’daki Uruk’ta (günümüz Warka’da) Sümerlerin buluşu olduğunu biliyoruz. Nitekim Uruk IV A yapı katında bulunan malların cinsini ve miktarını gösteren ilk tabletler bulunmuştur. Yazının bulunuş hikayesi; Mezopotamya’ya gelip yerleşen Sümerler, buradaki köy kültürünü şehir kültürüne çevirerek, bölgeyi kralla yönetilen şehir devletleri düzenine getirmişlerdir. Dicle ve Fırat nehirlerinin alüvyonlarıyla biriken zengin ovalarında yapılan tarım ve hayvancılık temel geçim kaynaklarıydı. Tanrıları, yeryüzünün mutlak sahibiydi. Krallar, tanrıların görevlendirdiği dini ve idari yöneticiydiler. Toprağın ekilmesi, hasadı ve hayvansal gelirleri artırmak kralların sorumluluğundaydı. Teokratik mabet sosyalizminin uygulandığı bu Sümer sitelerinde halkın ürettiği mal ve ürünler tapınak ve sarayda toplanıp, sarayın ihtiyacı karşılandıktan sonra geriye kalanı halka dağıtılırdı. Tapınakta toplanan bu mal ve ürünlerin listesi tapınak görevlilerince tutuluyordu. İlk başta sembollerle tutulan bu listeler, getirilen ürünlerin çeşitliliğinin ve miktarının artması sonucu, çeşitli resimsel çizgilerle çivi yazısı doğmuştur.[3]

Mezopotamya’da kültürün aktarılmasını sağlayan ve tamamen ekonomik ihtiyaçtan ortaya çıkan çivi yazısı; yumuşak kil üzerine, ucu sivri, üçgen şeklinde kamış olan stylus ile bastırılıp hafifçe geri çekilmesiyle çivi görünümünü alan işaretler dolayısıyla çivi yazısı adıyla anılmıştır. Latince ’de “cuneus” kama ve “forma” biçim kelimelerinden bileşik “cuneiform”, “çivi biçimli yazı” denilmiştir. Mezopotamya coğrafi açıdan nehir kenarlarında yerleşimler sunduğu için bu nehir kenarlarında elde edilen kil, yazı gereçlerinin en fazla kullanılan materyalidir. Çeşitli büyüklüklerde yazılmış kil tabletler güneşte kurutuluyordu, sonraları fırınlanarak daha kalıcı hale getirme işlemine geçmişlerdir.

Çivi yazısının yayılım gösterdiği Anadolu’da ilk yazılı belge, Akadlı Sargon ve torunu Naramsin’in Anadolu’ya yaptıkları seferlerini anlattıkları Şartamhari metinleridir. Bu metinde Sargon ve torunu Naramsin’in Anadolu ile yakından ilgilendikleri görülmektedir.[4] Naramsin’in Anadolu’da bulunan 17 ayrı yerel kralın koalisyonuna karşı zaferle çıktığını aktardığı bu çivi yazılı metin; Anadolu’nun yazıyı henüz öğrenmediği protohistorik dönemlerindeki siyasi, iktisadi ve sosyal durumları hakkında bilgi vermesi bakımdan büyük öneme sahiptir.

Sümerliler çivi yazısını etkin bir biçimde kullanmışlardır. Öyle ki, kendinden sonraki dönemlerde bu yazı kullanılmakla beraber geliştirilmiştir. Özellikle Akadlar dönemine gelindiği zaman; Akadlar kendi Sami dillerini, çivi yazısı üzerinden kullanmışlardır. Akadlar; dönemin süper gücü olduğundan dolayı çivi yazısı ve Akadça, global bir dil halini almıştır. Günümüzde İngilizce nasıl global dil ise, geçmişte de global dil Akadçaydı. Hatta bunun en güzel örneğini Mısır El Armarna kütüphanesinde görüyoruz. Buradaki bulunan yazıların yüzde 95-96’sı Akadça ve çivi yazısıdır.

BÖLÜM 2: ÇİVİ YAZISINDAN SONRAKİ SÜREÇ VE GÜNÜMÜZ

Tarihe bakıldığında çivi yazısı dışında farklı yazı türleri de vardır. Bunlarda birisi de Hiyerogliftir. Kelime anlamı olarak “Kutsal Çizgi” anlamına gelir. Bu yazı türü denince aklımıza tarihi Mısır devleti gelmiş olsa da dünyada bu yazıyı kullanan başka milletler de vardır. En basitinden Anadolu’da Luwi’ler, Hiyeroglif yazısını kullanmışlardır. Asurlu tüccarlar, yazıyı koloniler halinde Anadolu’da kullanmışlardır. Bu tüccarlar sayesinde yazıyla karşılaşan halk, bunu hızlı bir şekilde öğrenmiş olup kendilerine uygun şekilde kullanmışlardır. Yazının Anadolu’ya gelmesiyle birlikte ilk başta ticaret olmakla beraber Anadolu’da da farklı tarzda yazılar yazılmaya başlandı. Komşu ülkelere mektuplar gönderildi. Hal böyle olunca Hititler vasıtasıyla diğer Anadolu halkları, yazı ile tanıştı. Bu durum sonucunda o bölgede yaşayan halklarla ilgili bilgiler, günümüze kadar gelmeyi başardı.

Yazının Anadolu’ya gelmesi ve Anadolu’nun tarihi devirlerin başlamasında büyük etkisi olan Asurlulara ait bilgiler, o dönemin özelliklerini anlatan kitabeler mevcuttur.11Anadolu’ya M.Ö. 2. Binyılın başlarında ticaret yapmak için gelen Asurlular, Kayseri Kültepe’de Karum adı verilen pazar yerinde Asur’dan getirdikleri kumaşları ve kalayı Anadolu’ya satıyorlardı. Nitekim Kültepe’de sayısı 25.000’i geçen çoğunluğu ticari senet niteliğinde çivi yazılı tablet çıkarılmıştır.[5]

Çivi yazısının tarihte ilk kez 17. Yüzyıldadır, Rönesans Dönemi’nden sonra Avrupalı gezginlerin Keşif Çağı’nda Ahamenid sülalesi dönemine ait Persli kralların kayalara oyulmuş kabartmalarını ve yazıtlarını ziyaret edip, incelediklerinde fark edilmiştir. 1621 yılında çivi yazısının 5 işaretini kopya edip; Şiraz’dan Napoli’ye mektup göndererek Avrupa’ya tanıtan Pietro della Valle’dir. Bu işaretlere 17. Yüzyıl’da şekil itibari ile “Çivi Yazısı” ismini veren Engelbert’dir.[6] 1666 yılını izleyen yıllarda Jean Chardin, üç dille yazılan (Eski Persçe, Elamca, Babilce) yazıtı neşretmiş ve yazının soldan sağa yazıldığını açıklamıştır.[7]

Orta Asya’ya gelindiğinde karşımıza Orhun Kitabeleri çıkmaktadır. Günümüzde Moğol topraklarında olan Orhun Kitabeleri, biz Türkler açısından çok önemlidir. Dönemin Türkleri ve özellikleri hakkında bilgi vermektedir. Bu bağlamda incelendiğinde birçok şey ortaya çıkıyor. Bu yazıtlar 1889 yılında bulunmuştur. İncelendiği zaman Göktürk devletine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kitabelerin yazılma tarihi 8. Yüzyıla dayanmaktadır. Bu yazıtlar dünya kamuoyuna 15 Aralık 1893 yılında Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisi’nde açıklanmıştır.

SONUÇ

İnsanlar, tarih boyunca birbirleri ile iletişim içerisindeydi. Öyle ya da böyle toplumlar birleşmişti. Bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıkan yazı; tarihi süreç boyunca farklı toplumlar tarafından kullanılmıştır. Her toplumun farklı kültürleri var. Birbirleri ile olan etkileşimleri sayesinde kültür alışverişinin yanı sıra yazı da diğer toplumlara geçmiştir. Hal böyle olunca her toplum; yazıyı kendi coğrafyasına, ağız yapısına uygun olarak düzenlemiştir ve ortaya yeni bir dil çıkmıştır. Bu süreç esasında doğal bir süreçtir. Tarihe bakıldığında örnek vermek gerekirse eğer; Osmanlı, yüzyıllar boyunca kendi dilini kullanmıştır fakat yüzyıllar arasındaki konuşulan kelimeler farklılık göstermektedir. Buradan anlaşılıyor ki dil ve yazı insanlık var oluğu sürece değişime mecburdur. Sonuç olarak bakıldığında günlük yaşamda kullandığımız yazı, çok eski devirlere dayanmaktadır ve bizi biz yapan şey bu yazıdır.

KAYNAKÇA

Albayrak, İrfan. (2016). “Sembollerden Çivi Yazısına Geçiş ve Yazının Anadolu’ya Gelişi”, Archivium Anatolicum,10/2, s. 15-26.

Hırçın, Selen. (2003). ​Çivi Yazısının Ortaya Çıkışı ve Çözülmesi,Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları.

Kılıç, Yusuf. (2009).” Eski​ Ön Asya Toplumları Arasında Yazı ve Dil Etkileşimi​”, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Temmuz, Sayı 4, s. 122-151.

Kınal, Füruzan. (1969). “Çivi Yazısının Doğuşu ve Gelişmesi”, ​Tarih Araştırmaları Dergisi,0/12, s. 1-15.

Köroğlu, Kemalettin. (2008). ​Eski Mezopotamya Tarihi Başlangıcından Perslere Kadar,İletişim Yayınları, İstanbul.


[1] Yusuf Kılıç, Eski Ön Asya Toplumları Arasında Yazı ve Dil Etkileşimi”,Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Temmuz, S. 4, 2009, s. 123.

[2] İrfan Albayrak, “Sembollerden Çivi Yazısına Geçiş ve Yazının Anadolu’ya Gelişi”, Archivium Anatolicum, 10/2, 2016, s. 18.

[3] Yusuf Kılıç, a.g.m., 2009, s. 126.

[4] İrfan Albayrak, a.g.m., s. 23.

[5] Yusuf Kılıç, a.g.m., 2009, s. 140.

[6] Füruzan Kınal, “Çivi Yazısının Doğuşu ve Gelişmesi”, Tarih Araştırmaları Dergisi,0/12, 1969, s. 2.

[7] Selen Hırçın, Çivi Yazısının Ortaya Çıkışı ve Çözülmesi, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları,2003, s. 26.

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Osman Şahin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin