Makalede Neler Var?
ÖZET
Geçmişten günümüze toplumlar belli hukuk sisteminde yaşamıştır. Toplumdan topluma farklılık göstermekle beraber hemen hemen her toplumda bir hukuk sistemi vardır. Toplumların birbirleriyle olan ilişkilerinden dolayı bazen birbirlerinden etkilendikleri olabiliyor. Bu olay tarih boyunca yaşanıyor. 19. Yüzyıla geldiğimizde dünya çalkalanıyor. Ekonomik olarak bakarsak eğer sanayinin gelişmesiyle dünya ülkeleri hammadde ve Pazar arayışına giriyor. Devletler arasında sıkı bir rekabet oluyor. Bunun sonucu olarak da bir süre sonra büyük bir savaş patlak veriyor ve tarihe 1. Dünya Savaşı olarak kazınıyor. Hukuksal olarak bakarsak eğer bu dönemin güçlü devletleri diğer devletlere örnek olmuştur. Osmanlı Devleti’ne baktığımız zaman bunu görebilmekteyiz. Sonraki dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nde ise karşımıza daha net bir şekilde çıkıyor. Öyle ki TBMM’nin açılması, aldığı ilk kararlar ve 1921 anayasası bunu ön plana alıyor. Bu anayasada halk ön planda ve bu anayasa savaş zamanında ortaya çıkarılmıştır. Bu savaş halkın bizzat kendisi yapıyordu ve anayasa da buna uygundu. Dönemin şartlarına göre oluşturulmuş bir anayasadır. Bununla birlikte bir diğer gelişmeyse cumhuriyetin ilanıdır. Cumhuriyetle birlikte 1921 anayasası devlet işleyiş noktasında büyük bir değişime uğramaktadır. Bu değişime, etkide bulunan bazı olaylar yaşanmıştır. Tüm bunlar halkın gücü için önemlidir.
GİRİŞ
İnsanoğlu tarih boyunca hayata sımsıkı tutunmuştur. Yaşadığı toplum zamanla büyümüştür ve diğer toplumlarla etkileşime girmeye başlamıştır. İlk defa bu zamanda karşımıza hukuk sistemi çıkıyor. İster istemez insanlar kendi aralarında bazı hukuk kuralları belirliyor. Bu tüm toplumlar için geçerlidir. Geçmişten günümüze her toplumun belli başlı hukuk kuralları vardır. Yakın dönemde dünya üzerinde meclisler ve buna bağlı olarak anayasalar ortaya çıkmaya başladı. Bizim topraklarımızda ise önce Osmanlı Devleti’nin son evresi ve ardından önce TBMM’nin açılması sonrasında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmış olduğu dönem, bu süreci çok güzel anlatmaktadır. Öyle ki bizim konumuz olan TBMM’nin ilk kararları, 1920-1921 kanunları ve bunların sonucu olarak ortaya çıkan 1921 Anayasası, sonrasında 1923’te yaşamış olduğu değişikliğe bakıldığı zaman bu değişikliğin bir ihtiyaç olduğunu görmekteyiz. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için bu o dönemki süreçten bahsetmek lazım.
BÖLÜM 1: TBMM’YE GİDEN YOL
TBMM zor şartlar altında açılmıştır. Aldığı kararlarla birlikte milli mücadelede büyük kolaylık sağlanmıştır. Bu süreçte yapılan 1921 Anayasası yine zor şartlar altında alınan kararlarla oluşturulan bir anayasadır. Bu zor şartlar ülkenin içerisinde bulunduğu zor zamanlardan dolayıdır. Öyle ki ülkede işgallere karşı duran halkın daha da ön planda olması istenmiştir. Bu Anayasayla birlikte o dönemin ihtiyacı olan kararlar daha net karşılanmak amaçlanmıştır. Bunları anlayabilmek için biraz geriye gidelim.
Tarihler 19. Yüzyılı gösterdiğinde sanayileşmiş olan Avrupa devletlerinin üretimde büyük bir hızla ilerlediğini görmekteyiz. Bu ilerleme bütün sektörlerdeydi. Bunlardan birisi de silah sanayi. Bu sanayi için de gereken en önemli etken hammaddeydi. Dünyada bir hammadde yarışı oluşmuştu zamanla. Sanayileşmiş olan devletler de fazlasıyla silah üretimi vardı ve ister istemez devletler bu silahlara da güvenerek diğer devletlere güç gösterisi yapıyordu. Bu da ister istemez bu güç gösterisinde bulunan devletleri birer patlamaya hazır bombaya çevirmiştir. Tek eksik bir kıvılcımdı.
19.yüzyılın ikinci yarısına baktığımız zaman dünya devletleri arasında kısmi bir denge politikası olduğunu görürüz. Bu kısmi denge politikası bakış açısına göre değişmekle beraber Almanya’nın yaptırımları sonucu kötü etkilenmişti. Hal böyle olunca diğer devletler buna karşı çıktılar ve Almanya’nın 1889’da başbakan Bismarc’ın istifa etmesiyle değiştirdiği politikası sonraki yüzyılda yaşanacak olan 1. Dünya Savaşı’nı tetiklemiştir. Bir domino taşı misali olaylar gerçekleşmeye başlamıştır. Çok geçmeden Savaş patlak vermiştir.
Almanya savaş süresince kendisinde olan baskıyı azaltmak amacıyla Osmanlı Devleti’ni savaşta yanında olmasını istemiştir. Böyle yeni açılacak olan cephelerle birlikte Almanya askerî açıdan rahatlayacaktı. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya savaşına Almanya’nın yanında girmesiyle de ortalık hareketlendi. Burada sadece bizim açımızdan değil tüm dünya açısından çok önemli bir savaş olan Çanakkale savaşı yaşandı ve bu savaşta tüm dünya karşımızda olmasına rağmen biz kazandık. Bu savaşta, ileride kurtuluş savaşını başlatacak olan Mustafa Kemal Paşa yaptıklarıyla adını tam anlamıyla duyurmuş oldu. Bu savaşla birlikte Rusya’ya yardım gitmesi önlendi ve Rusya’da ihtilal gerçekleştirildi. A.B.D. bu savaşa el atması durumları değiştirdi. Sonuç bizim aleyhimizde oldu. Her ne kadar bazı cephelerde büyük zaferler göstermiş olsak da yenilmiş olduk. Mondros Mütarekesi ve ardından Sevr Barış Antlaşması ile tabiri caizse Osmanlı Devleti’nin eli ve ayağı bağlanmış oldu.
Osmanlı Devleti büyük bir bozgun yaşamış ve ülkenin dört bir yanı işgal edilmişti. İstanbul hükümetinin elinden bir şey gelmiyordu. Tarihler 1919’u gösterdiğinde Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’daki mücadelenin başına geçti ve Kurtuluş Savaşı başlamış oldu. Bu dönemde mitingler düzenlendi ve halk bilgilendirilmeye çalışıldı. Ülke elden gidiyordu ve bir şeyler yapılmalıydı. Birçok bölgede birbirinden habersiz milis kuvvetler vardı ve bölgesel direniş gösterdiler.
Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesi’ni yayınladı. Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Sonrasında temsil heyeti Ankara’da toplandı ve durumlar tartışıldı. Tarihler 1920’yi gösterdiğinde Son Osmanlı Mebuslar Meclisi toplandı ve Misak-ı Millî kabul edildi. Bunun üzerine İstanbul işgal edildi ve bununla birlikte artık Osmanlıdan medet umulmayacağı anlaşıldı. 23 Nisan Cuma günü Ankara’da TBMM açıldı. Mustafa Kemal başkanı seçildi ve TBMM hükümeti resmen kurulmuş oldu. 3 Aralık’ta Gümrü Antlaşması imzalandı ki bu antlaşmanın önemi çok büyüktür. Ermenistan ile imzalanan bu antlaşma ile TBMM hükümeti ilk defa bir ülkeyle antlaşma yapmıştır. İlk defa resmi olarak tanınmıştır ve bu sayede Ermenistan, Misak-ı Milli’yi tanımıştır. Bu gelişmelerle birlikte TBMM hükümeti, siyasi bir güç olarak zemin hazırlamış oldu.
Bu süreçte bizi belki de en çok etkileyen şey İzmir’in işgali olmuştur. İzmir’in işgali konusu tek bir tarafın düşüncesi değildir. Hesap içinde hesap vardır. Bu konuda birçok görüş belirtilmiştir. Basil Zaharov bir silah tüccarı. Bu tüccar Lord Venizelos’u destekledi. Mondros mütarekesi ile Yunanistan’ın popülaritesi arttı ve Osmanlı Devleti’nin düşmüştür. İzmir’de kanlı bir katliam yaşanmıştır. Öyle ki İzmir’de yaşanan katliama, itilaf devletlerinin İzmir kıyılarına gelen gemilerdeki askerleri bile sessiz kalamamıştır.
İzmir Konak’ta Hasan Tahsin ilk kurşunu sıktı ve o kadar çok yunan askeri olmasına rağmen geri kaçmak istediler ama arkaların deniz vardı. Sonrasında o yunan askerler hemen makineli silahları kurup yarım saat boyunca bölgeye ateş açtı. Yaklaşık 400 sivil oracıkta hayatını kaybetti. Türk askerleri teslim oldu ve Yunan askerleri onlardan “Yaşa Venizelos” demelerini istedi. Demeyenler öldürüldü. Tam o sırada kaderin bir cilvesi hava, İzmir’in üzerinde ağladı. O kadar şiddetli bir yağmur yağdı ki oradaki tüm halk kaçıştı. Türk askerleri hızlı bir şekilde esir gemilerine yüklendi.
İzmir işgaline ilk tepki Denizli’den oldu. Müftü Ahmet Hulusi efendi tarafından miting yapıldı. Bu işgalden dolayı haberlerde sansür yapılmak istendi. Bunlara rağmen bu haber Anadolu’ya yayıldı. İstanbul’da Darülfünun öğrencileri toplandı. Ülkenin birçok yerinde mitingler yapılmıştır. Sultan Ahmet mitingi en çok ses getiren miting olmuştur.
1921 yılına gelindiğinde birçok gelişme yaşandı. Bunlardan birisi de I. İnönü savaşı olarak tarihimize geçecek olan savaşı kazandık. Bu zafer TBMM Hükümetinin kurmuş olduğu düzenli ordunun ilk zaferiydi. Sonrasında Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.
BÖLÜM 2: TBMM VE ANAYASA
Dünya üzerinde İngiltere’de ve Fransa’da meclisler vardı. Bu meclislerde halkta söz sahibiydi. Bizim tarihimizde halk meclisleri ilk kez 1. Meşrutiyette karşımıza çıkıyor. Meclis geleneği Türkiye’de oturmuş bir sistem değildir. Bir İngiliz, Fransız parlamenter geleneğinde olduğu gibi uzun bir dönemden geçmemiştir. Toplumun siyasete katılımı önemlidir. TBMM’nin açılmasıyla toplumun katılması çok önemlidir. Millî mücadelenin halk eliyle gerçekleşmesi bu sayede olmuştur. Bu düşünceler bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından düşünülmüştür. İşgallerle birlikte Osmanlı Mebusan işlevini yitirince TBMM’nin tarihi bir zorunluluk haline gelmiştir.
İstanbul’un işgali 16 Mart 1920’de gerçekleştiğinde, 3 gün sonra Anadolu’nun her bakımdan güvenli bir yeri olan Ankara’da ulusal bir meclisin kurulacağına dair bir duyuruda bulunulur Mustafa Kemal Paşa tarafından. Katılımın oluşması istenilenler; Osmanlı Mebuslar üyesi olup Ankara’ya gelebilecekler ve seçimlerle halkın güvenini kazanmış insanlar (her livadan 5 kişi.). Bunların sonucunda yeni ulusal bir meclisin sadece İstanbul’a bağlı olmadığı ve halkın da olduğunu görmekteyiz. 23 Nisan 1920’de meclis açılır. Meclisin açılışı aslında yeni bir devletin kuruluşu olarak da değerlendirilebilir. Bakıldığı zaman yeni meclis aslında yeni bir başkan ve yeni bir güç tarafından yönlendirilmektedir. Açıldıktan sonra ulusun nasıl egemen olabileceği noktasında bizlere çok büyük ipuçları vermektedir. Meclisin çalışma şartlarını anlayabilmek için 24 Nisan 1920 tarihli kararları irdelemek lazım. Açılıştan 1 gün sonra alınan kararlar, ülkede ulus egemenliğine geçildiğinin kararlarıdır. Bu kararlar, toplumun siyasete katıldığının önemli kanıtıdır. Bu kararlardan birisi de hükümet kurulma kararıdır. İstanbul hükümeti, işgallerle birlikte güçsüz düşmüştür ve halkı savunamamıştır. Erzurum ve Sivas kongresinde ulusun gücü ön plandadır. Yeni meclis, ulusu ön planda tutmuştur. Hakimiyet, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Monarşi, padişah bir nevi yok sayılmıştır. Hükümdar, milletin altında konumlandırılmıştır. Milli Meclisin üzerinden hiçbir güç yoktur. TBMM, yasama ve yürütme organını bir arada toplar. Meclisten seçilecek bir kurul, hükümet işine bakar ve meclis başkanı bu kurulun başkanıdır. Meclis, savaş sürecinde olabildiğince yetkili olmak için ve güçlü bir şekilde savaştan kurtulabilmek amacıyla yetkileri elinde toplamıştır. Yasama, yürütme ve yargıyı elinde topladı meclis ve savaş sürecinde çok güçlü olmuştur.
20 Ocak 1921’de Büyük Millet Meclisi tarafından Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edilmiştir. Bu kanun ile, Kanun-i Esasi’nin de bu anayasa ile çelişmeyen hükümleri kabul edilerek iki anayasalı bir döneme geçilmiştir. Bu Anayasa savaş şartlarında ortaya çıkmış bir anayasadır. Bundan dolayı alınan kararlar savaşa yöneliktir. Bu anayasa, temel haklar ve özgürlükler, yargı kuvveti ve anayasa değişikliğinde izlenecek prosedür gibi bölümleri içermediğinden tam bir anayasa olarak değerlendirilemez. 1921 yılında saltanat ve hilafetin olması da meclisin anayasa oluşturmasında eksi bir faktör.
Bu anayasa ile büyük ölçüde halkçılık ve milliyetçilik ideolojilerini içeren, ulusal bağımsızlığı ve ulus devletin kuruluşunu hedeflemektedir. Tüm bu gelişmeler o dönemin ihtiyaçlarından dolayı olmuştur. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmıştır ve 1923 yılında olacak olan değişikliklerde devlet işleyişinin cumhuriyet olduğu belirtilecektir. Yine bu değişmeler içerisinde artık devlet içerisinde 2 başlılık sona ermiştir. Nitekim Lozan görüşmelerinde hem İstanbul hükümetini hem de Ankara hükümetini çağırmışlardır. Alınan kararla birlikte bu ortadan kaldırılmıştır. 1923 yılında yapılan bu değişimler daha çok devlet işleyişiyle alakalı olmuştur ve savaş şartlarında ortaya çıkartılan bir anayasa olarak kalmıştır.
SONUÇ
Savaş şartlarında alınan kararlar ve oluşan anayasalar dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenirler. Öyle ki 1921 anayasası bu şekilde oluşmuştur. Tabi bundan dolayı da temel hak ve özgürlükler gibi kavramları bu anayasa da pek rastlayamayız. Yine bu dönemde saltanatın da olması, meclise zor zamanlar yaşatmıştır. Çünkü saltanatın olması ister istemez muhalif grupların da olmasını sağlamıştır. Bundan dolayı saltanatın kaldırılması yolu görünmüştür. Tarihler 1922’yi gösterdiğinde Kasım ayında kaldırılmıştır. 1923 yılında anayasada bu yönde değişmeler yaşanmıştır. Bu anayasanın geçirdiği en önemli değişiklikler cumhuriyetin ilanı sırasında yapılmıştır. 1921 Anayasası’nın 1. maddesine: “Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir.” cümlesi eklenmiştir. Bu anayasa değişikliğine göre, Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecektir. Anayasa tarihi geçmişimizde yer alan bu statü, milli iradenin merkezi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hazırladığı 1921 Anayasası’nın hükümleriyle getirilmiştir. Böylece bizim için yeni bir devrin kapıları açılmış oldu.
KAYNAKÇA:
ARMAOĞLU, F. (1997). 19.yy. Siyasi Tarihi (1789-1914), Türk Tarih Kurumu, Ankara.
ERTEN, T.F. (ed.). (2019). Türkiye Cumhuriyet Tarihi, Siyasal Kitabevi, Ankara.
İNAN, S. (eds.). (2017). İnkılâp Dersleri, Kafka Kitap Kafe Yayınları, Denizli.
TURAN, Ş. (2017). Türk Devrim Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara.
TURHAN, M. (2016). Kültür Değişmeleri Sosyal Psikolojik Bakımdan Bir Tetkik, Altınordu Yayınları, Ankara.
YAMAÇ, M. (2020). Türkiye Devleti’nin İlk Anayasası 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal bilimler Dergisi, Cilt: 22, Sayı: TBMM’nin 100. Yılı ve Millî İrade Özel Sayısı, s. 204-220.


