İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Hukuk Sistemi

GİRİŞ

Tarihte birçok toplum kendi devletini kurmuştur veyahut başka bir devlete tâbi olmak suretiyle hayatlarına devam etmişlerdir. Toplumun bir arada olup bir devlet düzeni oluşturması ise hukuk ile olmaktadır. Hukuk, devlet eliyle koyulan yasaların kullanılmasıyla toplumu düzenler ve topluma yol gösterir. İşte bu yüzden hukuksuz bir devlet olması imkansızdır. Geçmişten günümüze birçok devlet kuruldu az veya çok hukuk kendini gösterdi. İşte bu yüzden hukuk son derece önemlidir.

Biz Türkler olarak tarih boyunca birçok devlet kurduk. Kurmuş olduğumuz bu devletlerde dönemin şartlarına göre bir hukuk sistemi vardı. Türk hukuk tarihine bakıldığı zaman kronolojik olarak karşımıza çıkan ilk hukuk sistemi İslamiyet öncesi hukuk sistemidir ve bu kısımda Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin hukuk sistemini görmekteyiz. Sonraki sırada ise İslamiyet’in kabulüyle birlikte ortaya çıkan hukuk sistemi var. Burada ise karşımıza yoğun olarak Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti karşımıza çıkmaktadır. Yine Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine denk gelen Tanzimat Dönemi Türk hukuku ile Batılılaşma çabası görünmektedir. Son olarak da Cumhuriyet dönemi Türk hukukuyla birlikte günümüz Türk hukukunu görmüş olmaktayız. Biz bu ödevde İslamiyet öncesi Türk hukukunu anlamaya çalışacağız.

BÖLÜM 1: İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK HUKUKUNUN KAYNAKLARI VE DÖNEMİN ŞARTLARI

İslamiyet öncesi Türk hukukunu daha iyi anlayabilmemiz için öncelikler bu dönemde yaşamış olan Türkleri bilmemiz gerekir. Bu döneme ait bilgileri belli başlı kaynaklardan öğrenebilmekteyiz. Türkler bu dönemde yoğun bir şekilde Çin ile savaşıyorlardır. Gerek savaşlar ve gerekse ufak çaplı baskınlar. Çin eski dönemlerden itibaren kayıtlar tutmuşlardır. Böylece Çin kayıtları üzerinden bu döneme ait bilgilere ulaşabiliriz fakat bu bilgilerin sübjektif olma ihtimali vardır. İşte bundan dolayı çok iyi bir biçimde incelenmesi gerekir.

Bu döneme ait bilgiler içeren bir diğer kaynak ise epigrafik ve arkeolojik kaynaklardır. Epigrafi yazıtları ve günümüze ulaşan tarihi yapılardaki yazıları inceler. Bu dönemden günümüze gelmiş olan Orhun Kitabeleri bize önemli bilgiler vermektedir. Bu kitabe Göktürk döneminde yapılmıştır. Orhun yazıtlarında Türk alfabesini ilk defa görmekteyiz. Bu alfabede kullanılan bazı kelimeler halen daha kullanımdadır. Bu yönüyle son derece önemlidir. Ayrıca bu yazıtlarda ilk kez Türk kelimesi kullanıldığı görülmüştür. Bir diğer epigrafik kaynak ise Kutadgu Bilig’dir. Bu kitap Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. İdeal Türk toplumunu anlatmıştır. İyi bir devlet düzeni ve devlet adamının nasıl olması gerektiği hakkında bilgiler vardır. Bu eserle birlikte dönemin devlet şartlarını daha iyi görmekteyiz.

Bu dönem kaynaklarından bir diğeri ise Etnografik kaynaklardır. Bu kaynaklar gelenekler üzerine yapılan çalışmalarla ortaya çıkan bilgileri içerir. Öyle eski Türk gelenekleri günümüzde halen daha bazı toplumlar tarafından tamamen olmasa da sürdürülmektedir. Etnografik kaynakların dışında bu döneme ışık tutan bir diğer kaynak ise Divan-ı Lügat-ı Türk’tür. Bu eserin yazarı Kaşgarlı Mahmut’tur. Bu eser en eski Türkçe sözlüktür. Dönemindeki en kapsamlı Türkçe-Arapça sözlüktür. Bu eserle birlikte o dönemin Türk dilini çok daha kolay bir şekilde görüyoruz.

İslamiyet öncesi Türk tarihi denildiği zaman ilk akla gelenler devletler oluyor. Bu dönemi kapsayan Türk devletleri ise önce Hun Devleti ardından Göktürk Devleti ve son olarak da Uygur Devletidir.

Tarihte tarihi bilinen ilk Türk devleti Büyük Hun Devletidir. Bu devletin önemli hükümdarları arasında Teoman ve Metehan gelmektedir. Bu dönemde ilk kez Türkler bir çatı altında birleşmişlerdir ve bir birlik kurmuşlardır. Yine bu dönemde günümüz Türk ordu sisteminin temelleri atılmış olup “Onlu Sistem” kullanılmıştır. Metehan’ı ve dönemi anlatan bir Oğuz Kağan destanı ortaya çıkmıştır. Sonraki süreçte bu bölgede yaşayan kavimler, Kavimler Göçünü başlattı ve Avrupa’da Avrupa Hun Devletinin kurulmasında rol oynadılar. Bu devletin burada olmasıyla birlikte günümüz Avrupası şekillenmeye başlandı.

İslamiyet öncesi Türk devletlerinden Göktürkler ise kronolojik olarak Hunlardan sonra gelmektedir. Bu dönemde Hunlardan sonra ikinci kez bir Türk birliği görülmektedir. Bu dönemin eseri olan Orhun Yazıtlarında ilk Türk alfabesini görüyoruz. Yine bu yazıtlara bakarak söyleyebiliriz ki ilk milli kaynak olarak günümüze ulaşmıştır. Türk tarihinde yazılı döneme geçen ilk devlette yine Göktürk Devletidir.

Bu dönemde adı geçen ve önemli olan bir diğer Türk devleti ise Uygur Devletidir. Uygurlar ilk defa yerleşik hayat geçip tarımla uğraşan ilk Türk devletidir. Bu şekilde tarıma uygun şehirler kurulmuştur. Günümüz Türk devletlerinin birçok özelliği ilk olarak Uygurlarda görülür. Yine Uygurlarda Maniheizm ve Budizm dinine mensup insanlarda vardı. Bu yönden bakıldığında birçok dine mensup insanın bir arada yaşadığı, refah seviyesi yüksek bir toplum diyebiliriz.

BÖLÜM 2: DERİNLEMESİNE İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK HUKUKU

İslamiyet öncesi Türk hukukuna bakıldığında, İslamiyet’in gelmesiyle de etkilerinin devam ettiği görülmektedir. İslamiyet öncesi Türk hukukunda ilk olarak gözümüze çarpan olay “Kut Anlayışıdır”. Türk tarihinden bilindiği üzere İslamiyet öncesi Türk devletlerinde bir hükümdar vardı ve bu hükümdarın Kağan unvanı vardı. Kağan’ın yetkileri içerisine yönetim, yargı ve kanun koyma gibi bir takım önemli yetkiler vardı. Kut anlayışı burada öne çıkıyor ve tanrının kut denilen egemenliği bir aileye vermesiyle birlikte o ailedeki erkek üyeler tahtta hak sahibi oluyorlardı. İslamiyet’in gelmesiyle birlikte bu geleneği Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti’nde görmekteyiz. Sonraki dönemde Osmanlı Devleti’nde ise bu olay saltanata çevrilmiş olup, babadan oğula geçmiştir.

Kut anlayışıyla birlikte hükümdarı görmekteyiz. Devletin anayasası sayılabilecek olan bir kavram vardır ki o da “töredir”. Günümüzde töre denilince daha çok geleneksel birtakım kurallar akla gelmektedir. Oysaki geçmişte töre Kağan’ın ve halkın uyması gereken kurallar bütünüdür. Bir nevi devlet anayasasıdır. İslamiyet’in Türkler tarafından benimsenmesiyle birlikte töre yerini İslami kurallara bırakmaya başlayacaktır.

Devlet işleyişinde suç olarak bakıldığında ikiye ayrıldığını görmekteyiz. Hafif suçlar ve ağır suçlar. Hafif suçlar bir miktar tazminat karşılında ödenirken, ağır suçlar ölüme kadar gitmekteydi. Adam öldürmek, barış zamanı kılıç çekmek, zinada bulunmak ve hırsızlık yapmak gibi faaliyetler yasaktı.

İslamiyet’ten önce Türklerde aile hukukuna bakıldığı aman, aile toplumun temelidir. Aile, Türk hukuk sistemi olan töre için de kendine özgü bir hukuk anlayışına sahiptir. Ailenin oluşmasındaki bu anlayış; örf, âdet, gelenek, görenekler olarak görülmektedir. Ailenin oluşması, söz kesme ile başlayıp düğün töreniyle devam eden ve çocuğun dünyaya gelmesiyle tamamlanan bir süreç olarak görülmektedir. Bu süreçte, kalın ve çeyiz ’in varlığı ailenin bütünlüğünü koruyan unsurlardandır. Aile hukuku açısından kalın[1] ve çeyiz ’in varlığı boşanmanın önündeki bir engel olarak görülmektedir. Bundan dolayı İslamiyet öncesi Türklerde boşanma olayları fazla görülmez.

İslamiyet öncesi Türk aile hukukunda kadına önem verildiği görülmektedir. Kadın, sadece ailenin malının ortağı değil, aynı zamanda kendi malının da kullanıcısıdır. Koca, karısının baba evinden gelirken getirdiği çeyiz üzerinde hiçbir hakka sahip değildir. Aile hukuku açısından, kadınlar şahsi mülkiyet sahibidirler. Kadına verilen önem, ceza hukuku uygulamalarında da görülmektedir. Kadına karşı işlenen suçlar ölümle cezalandırılmıştır. Hukuki açıdan eski Türklerde ataerkil bir yapı görülmesine rağmen kadınların da söz sahibi olduklarını çok rahat görüyoruz. Çocukların durumu ise töreyle birlikte güvence altına alınmıştır. İslamiyet öncesi Tük Aile hukukunun temeli, miras ve mülkiyet hukukuna dayanmaktadır.

SONUÇ

İslamiyet öncesi Türk hukuku belli süreç içerisinde yoğurulmuştur. Öyle ki sadece İslam’dan önce değil İslam’dan sonra da dönemin şartlarına göre hukuk sisteminde değişikliklere gidilmiştir. Hukuk sisteminde gidilen bu değişiklikler günümüze kadar gelmektedir. Öyle ki günümüzde dahi alınacak olan yeni kararlar hukuk sistemine yansıtılacaktır. Günümüz hukuk sistemini daha iyi anlayabilmemiz için geçmişte kullanmış olduğumuz hukuk sistemini bilmemiz gerekir. İşte bu sebepten dolayı tarihsel süreç içerisinde günümüz şartlarında en eski kullandığımız diyebileceğimiz İslamiyet öncesi Türk hukuku son derece önemlidir. Öyle ki bu dönemin hukukun töre son derece önem taşır. Hatta töre günümüze kadar gelmiştir. Devlet sisteminde töre kuralları olmasa bile halk arasında töre çoğu töre kuralı uygulanıyor. Bu kuralları uygulayanların birçoğu da İslamiyet öncesi Türk hukukuna ait olan töreden bihaber. Eğer biz geçmişimizi aydınlatabilirsek günümüzü daha iyi anlayabiliriz.

KAYNAKÇA

AYDIN, M. Akif (1995). Türk Hukuk Tarihi, Beta Yayıncılık, İstanbul.

GÖKALP, Ziya (1997). Türk Töresi, İnkılâp Yayıncılık, İstanbul.

İNALCIK, Halil (2000). Türk Devletlerinde Devlet Kanunu Geleneği, Osmanlıda Devlet Hukuk Adâlet, Eren Yayıncılık, İstanbul.

MANDALOĞLU, Mehmet (2013). İslamiyet’ten Önce Türklerde Aile Hukuku, Türkiyat Araştırma Dergisi, Sayı 33, Ankara.

ÜÇOK, Coşkun, MUMCU, Ahmet, BOZKURT, Gülnihal (2020). Türk Hukuk Tarihi, Turhan Yayınevi, Ankara.


[1] Evlenirken erkeğin vermekle yükümlü olduğu bir bedel var. Buna KALIN denir. İslam hukukundaki mehir ile karıştırmayın. Kalın başlık parasına benzer bir uygulamadır. İslam’da yasaktır. Kalın 4 bölümden oluşur; Karamal,süt hakkı, yelü ve tüy mal. Karamal babaya verilir. Süt hakkı anneye verilir. Yelü nişanda takılır. Tüy mal ise düğün masraflarıdır.

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Osman Şahin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin