Azerbaycan’ın 19. Yüzyıl İçerisindeki Siyasi ve Sosyal Durumu Üzerine Değerlendirme

Her şeyden önce bu değerlendirme benim şahsi değerlendirmemdir. Herhangi bir kurum, kuruluş veyahut bir kişiyi karalamak gibi bir amacım yoktur.

GİRİŞ

Tarih boyunca insanlar çeşitli çıkarlar doğrultusunda farklı topluluklarla etkileşim içerisinde olmuşlardır. Bu etkileşimlerin sonuçları bazen iyi bazen kötü sonuçlanmıştır. Bizim konumuz ise buradaki Azerbaycan toprakları üzerinde yaşayan halkın 19. Yüzyıldaki sosyal ve siyasal durumudur. Bunu bilebilmemiz için ilk olarak bu toprakların tarihine bakmamız gerekir.

Günümüz Azerbaycan toprakları Eskiçağlardan itibaren insanların uğrak yeri olmuştur. M.Ö. 9. yüzyılda Manna Devlet’iyle başlayan serüven Urartu Devleti’yle devam etmiştir. Sonrasında sırasıyla Medler ve Persler gelmiştir. Sonraki dönemde ise Sasaniler ev sahipliği yapmıştır. Sasanilerin dışında bu devletle savaş içerisinde olan Bizans İmparatorluğu da zaman zaman bu bölgede hâkim olmuştur.

Dünya üzerinde İslamiyet’in doğması büyük etki yapmıştır. Siyasi açıdan bakmak gerekirse eğer özellikle 4 halife döneminde İslam Devleti’nin toprakları bir hayli büyümüştür. Bu toprakların içerisine Azerbaycan topraklarını da ekleyebiliriz. Sonraki dönemde İslam Devleti’nin gücü bu bölgede azaldığı vakit Azerbaycan’da yerel hanedanlar söz sahibi olmuştur.

Bu bölgede çok eski zamanlardan beridir Türk nüfusu bulunmaktadır fakat Türkmenlerin (Oğuzların) bu bölgeye gelip yerleşmesiyle birlikte bölgede günümüze etki edecek olan Türk nüfusu hatırı sayılır biçimde artmıştır. Hemen sonraki dönemde Moğolların güçlü ve baskıcı ordusu bu bölgeyi kendi hakimiyet alanlı arasına kattı. Bölgede hâkim olan Moğol Devleti zayıfladığı an tekrardan bu hanedanlar etkin olmaya başladı. Hemen ardından doğuda yeni bir hükümdar başa geldi. Bu hükümdar Timur’dan başkası değildi. Timur Maveraünnehir bölgesinden aktif bir şekilde bu topraklara geliyordu. Nitekim kısa sürede bu toprakları hakimiyeti altına aldı.

Timur’un ardından bu bölgede Karakoyunlular hâkim oldu. Bölgede çeşitli siyasi savaşlardan sonra Akkoyunlular başa geldi ve Karakoyunlular yıkıldı. Akkoyunlular’ın Otlukbeli savaşında Osmanlılara yenilmesi büyük bir etki yarattı ve devleti sarstı. Bunun farkında olan Şah İsmail ise Tebriz’e giderek hükümdarlığını ilan etti. Böylece Safevi Devleti kurulmuş oldu. Akkoyunlular ile Safeviler karşılaştılar ve Akkoyunlular zaten sarsılmış olduklarından dolayı bu savaşı kaybettiler ve bu topraklara Safeviler hâkim oldu. Sonraki dönemlerde bu bölgede hanlıklar ve çıkar ilişkileri oldu. Tarihler 19. Ve 20. yüzyılı gösterdiğinde bu toprakları şekillendirecek olan büyük gelişmeler olacaktır.

BÖLÜM 1: BÖLGENİN TARİHİ VE DÖNEMİN ŞARTLARI

Biraz önce bahsetmiş olduğum gibi bu bölge Eskiçağlardan itibaren el değiştiren bir bölge. İslam’la birlikte bu bölgede yoğunluk olarak Müslümanlar olmuştur. 4 halife döneminde, ki özellikle Hz. Ömer dönemi çok önemlidir bu bölge açısından. Bu bölge 642 yılında Hz. Ömer döneminde Müslümanların eline geçti. Bundan sonra da bölgede sırasıyla Emeviler ve Abbasiler hâkim oldu. Abbasilerin zayıflamasıyla birlikte bölgede yerel hanedanlar söz sahibi oldular. Bunlar; Şirvanşahlar, Sacoğulları, Revvadiler, Sellariler, Şeddadiler ve Ahmedliler’dir.[1]

Azerbaycan’a Türkmenlerin gelmesi esasında 1026 yılından başlamıştır. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey, Azerbaycan’a yaptığı seferler sonucunda 1054 yılında bölgeye hâkim oldu. Alparslan’ın Malazgirt zaferinden sonra da Azerbaycan ile Anadolu, birer Türk yurdu haline geldiler.[2] Alparslan’dan sonra sultan Melikşah, Kafkasya bölgesindeki karışık durum üzerine bölgeye sefere çıktı ve Azerbaycan dahil bütün bölgeyi idaresi altına alarak Azerbaycan’ın yönetimini de Azerbaycan umumi valisi olarak tayin ettiği amcasının oğlu İsmail’e verdi. 1092 yılında Melikşah’ın ölümünden sonra Selçuklu Devleti 4 kısma ayrıldı[3] ve Azerbaycan toprakları, Irak Selçuklularına bağlı kaldı. Sonraki dönemde İldenizliler atabeyliğinin hakimiyeti başladı. Harzemşahlar İldenizlileri bozguna uğratarak bölgeye hâkim oldu. Çok sürmeden bölgeye gelen Moğollar Harzemşahları bozguna uğratarak Azerbaycan topraklarına girdi. Bu bölgede Moğolları bir kolu olan İlhanlılar hakimdi. Sonrasında İlhanlı hükümdarı Ebu Said’in öldürülmesiyle birlikte bu devlet parçalanmaya başladı. Parçalanan devletin yerine çeşitli hanedanlıklar kuruldu. Yaklaşık 35 yıl sonra ani 1370’te Timur tahta çıkmıştı bir süre sonra Azerbaycan toprakları dahil birçok bölgeye hâkim oldu.

Bir önceki bölümde bahsettiğim gibi Timur’un ardından bu bölgede Karakoyunlular hâkim oldu. Bölgede çeşitli siyasi savaşlardan sonra Akkoyunlular başa geldi ve Karakoyunlular yıkıldı. Akkoyunlular’ın Otlukbeli savaşında Osmanlılara yenilmesi büyük bir etki yarattı ve devleti sarstı. Bunun farkında olan Şah İsmail ise Tebriz’e giderek hükümdarlığını ilan etti. Böylece Safevi Devleti kurulmuş oldu. Akkoyunlular ile Safeviler karşılaştılar ve Akkoyunlular zaten sarsılmış olduklarından dolayı bu savaşı kaybettiler ve bu topraklara Safeviler hâkim oldu.[4]

Şah İsmail, Azerbaycan ve Irak’ı aldıktan sonra farklı hamleler yapmaya başladı. Anadolu’da Osmanlı karşıtı propagandalar yapmaya başladı ve bunun sonucunda isyanlar patlak verdi.[5] O dönemde Osmanlı hükümdarı II. Beyazıt barışçıl bir politika istiyordu. Ancak oğlu Selim tahta geçince İran seferine hazırlandı. İki taraf Çaldıran Ovası’nda karşı karşıya geldiler ve Safevi ordusu bozguna uğradı ve Şah İsmail kaçarak hayatını kurtardı. 10 yıl kadar da yaşadı ve sonrasında oğlu başa geçti.

Şah İsmail’in oğlu Tahmasb başa geçti kontrolü ele aldı. Babası gibi Anadolu’da isyanlar çıkarmak istedi. Bunun üzerine Osmanlı ordusu Tebriz’e kadar geldi ve sonrasında kış aylarından dolayı Bağdat’a geçti. Bunun üzerine Tahmasb tekrar Tebriz’e yürüdü. Bu olaydan dolayı Kanuni Sultan Süleyman İkinci Azerbaycan seferine çıktı fakat Tahmasb’ı ele geçiremedi. Osmanlı Devleti buradaki süreçte Amasya Anlaşmasını yaparak Tahmasb’ın ölümüne kadar bir barış ortamı olmasını sağlamıştır. Sonraki dönemde Safevi hükümdarları sürekli değişti kimisi suikast uğradı kimisi eceliyle öldü. Osmanlı Safevi arasında 1590 yılında Ferhad Paşa Anlaşmasıyla Azerbaycan da dahil büyük birçok toprak Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu.

Safevi hükümdarı Şah Abbas bu anlaşmadan sonra yönünü doğuya çevirdi ve ordaki meseleleri halletti. Sonrasında tekrar batıya dönerek Azerbaycan, Nahçıvan ve Revan’ı geri aldı. Hemen sonrasında Bağdat’ta dahil olmak üzere birçok toprak parçası aldı. Şah Abbas öldüğünde yerine torunu Sam Mirza başa geçti. Bu dönemde Osmanlı Devleti batıda kendi durumunu yoluna koydu ve Safevilerin üzerine sefere çıktı. IV. Murad zamanında Bağdat alındı. Bunun üzerine Osmanlı ve Safeviler arasında 1639 yılında Kasr-ı Şirin Anlaşması imzalandı.[6]

Bu süreçte Safeviler kendi iç sorunları ve doğu ile ilgilendiler. Bir yandan isyanlar, bir yandan taht kavgaları ve bir yandan Afganların baskısı. Safeviler iç sıkıntılarla boğuşurken bu durumdan istifade eden Rus çarı Petro, Berbend ile Bakü’yü işgal etti. Osmanlı Devleti de İran’ın Rusların eline geçmesinden endişe duyarak harekete geçti. Erivan, Nahçıvan ve Gence ile Tebriz’i, Azerbaycan’ın büyük bölümü ile Erdebil’i aldı. Osmanlı ile Rusya bir anlaşma yaparak bölgedeki toprakları paylaştılar.[7] Kısa süre sonra da Safevi devleti son buldu. Bu arada Afşar hanedanının kurucusu Nadir Şah, henüz tahta geçmeden önce 1729’da Hemeden ve Tebriz dahil Irak-ı Acem ve Azerbaycan’da, Osmanlı’nın elinde bulunan yerleri geri almıştı. Başa geçtikten sonra da Hindistan’a kadar gidecektir. Kendisinden sonra da varisleri taht kavgasına düşeceklerdi.[8]

Nadir Şah’ın ölümünden sonra Azerbaycan’da küçük hanlıkları kuruldu. Bunlar Şeki, Gence, Karabağ, Şirvan, Kuba, Revan (Erivan), Nahçıvan, Bakü, Talış (Lengeran) ve Sair hanlıklarıydı. Bağımsız oldukları yaklaşık 50 yıllık dönemde bu hanlıkların idarecileri ile Osmanlı arasında yakın ilişkiler kuruldu. Ancak Kuzey Azerbaycan’da daha ziyade birbirleriyle mücadele eden bu hanlıklar, Rusların işgal faaliyeti neticesinde Rusların idaresine girmeye başladılar. Neticede bölgede mevcut olan Gence, Kuba, Bakü, Şeki, Şirvan ve Karabağ hanlıkları 19. yüzyılın başlarında Rusların idaresi altına girdiler.[9]

Dünya’ya bakıldığı zaman 1789 da Fransa’da bir ihtilal patlak verdi. İhtilalin gidişatı sonucunda Osmanlı ile savaşan Rusya ve Avusturya, hızlı bir şekilde barış anlaşması yapıp yönlerini Avrupa’ya çevirdi fakat ihtilal önlenemedi. Bu ihtilal sonucunda günümüz Dünyasının temelleri atılmıştır. Bu yönden bu ihtilal çok önemlidir. Burada karşımıza o dönem için yeni olan akımlar çıkıyor. Milliyetçilik, Demokrasi, Eşitlik, özgürlük ve adalet gibi akımlar çıkıyor. Sonuç olarak dönemin şartlarına bakmak gerekirse eğer bunları söyleyebiliriz.

BÖLÜM 2: 19. YÜZYILDA AZERBAYCAN

Nadir Şah’ın öldürülmesinden sonra Azerbaycan’da ortaya çıkan Hanlıklar Dönemi’nde, hanlıklar kendi aralarında siyasî birlik oluşturamadığından birer birer Rusya’ya teslim olmuşlardır. İran, bölgedeki hâkimiyetini kaybetmemek için Rusya ile yaptığı savaşlarda yenilince, önce Gülistan Antlaşması (1813), ardından da Türkmençay Antlaşmasını (1828) imzalamıştır. İran, Türkmençay Antlaşmasıyla Revan ve Nahçıvan’ın da Rusya’nın hâkimiyetine girmesini kabul etmiş ve bu fiili durum Osmanlı Devletine de Edirne Antlaşmasıyla (1829) onaylatılmıştır. Türkmençay Antlaşması sonuçları itibariyle bugün de güncelliğini korumaktadır. Yapılan bu antlaşmayla, Azerbaycan Türkleri ikiye bölünmüş olup, bu problem halen devam etmektedir. Bir diğer önemli sorun da Rusya’nın, antlaşmaya koydurduğu 15. maddeye dayanarak, Revan başta olmak üzere bölgeye, İran’da, Osmanlı Devleti’nde ve kendi topraklarında yaşayan Ermenileri göç ettirmesidir. Antlaşma öncesinde bölgede çoğunlukta bulunan Türkler planlı olarak yapılan bu göçler neticesinde nüfus olarak azınlığa düşmüş ve böylece Ermenistan Devletinin temelleri atılmıştır.[10]

Siyasi açıdan bakmak gerekirse eğer: Bu iki anlaşma, Azerbaycan topraklarında yaşayan halkı anlamak için çok önemlidir. Gülistan Antlaşmasıyla birlikte Talış, Şirvan, Kuba, Bakü, Derbent, Gence, Karabağ ve Şeki Hanlıkları Rusya’nın hakimiyetine bırakıldı. İran, bu antlaşmadan sonra Güney Kafkasya’da hak iddia etmeyeceğini kabul etmiş olsa da Kaçar hanedanı, İngiltere ve Fransa’yla iş birliği yaparak Rusya’ya karşı saldırıya hazırlandı. Kuzey Azerbaycan hanlıklarını ele geçirmek üzere 1826’da harekete geçti ve İran ordusu mağlup oldu. Bunun üzerine Rus ordusu 1827’de Revan’ı, ardından Nahçıvan’ı ele geçirdi. İran ordusunun başkomutanı Veliaht Abbas Mirza, yaklaşan kış şartları yüzünden anlaşma yapmak istediğini Rus generaline iletti. Bu fırsattan istifade eden Ruslar Marendi ve Tebriz’i ele geçirdi. Barış görüşmeleri tazminat konusunda anlaşamadılar ve bu süreçte Rus ordusu Urmiye ve Erdebil’i de ele geçirdi. Bunun üzerine Meyane şehrinin yakınlarında bulunan Türkmençay kasabasında anlaşma imzalandı.

Bu antlaşmada Azerbaycan Türklerine söz hakkı tanınmadı. Azerbaycan Türkleri ve vatanları ikiye ayrıldı. Ermenistan’ın temelleri atıldı. Rusya bu antlaşmayla, daha önce işgal ettiği topraklara Revan ve Nahçıvan hanlıklarını da ekledi. Daha sonra Revan Hanlığı’nı lağvederek Erivan Guberniyası (1850) olarak adlandırıldı ve gelecekte Ermenistan’ı oluşturmak için ilk adımını attı. Türkmençay Antlaşması’nın on beşinci maddesinde, Güney Azerbaycan’da yaşayan halkın istedikleri takdirde Rusya’ya göçebilecekleri ve bunlara müsait şartların oluşturulacağı ifade edildi. 1826-1828 İran-Rus savaşı esnasında İran’da Azerbaycan’a on sekiz bin Ermeni ailesi geldi, savaş sonunda yapılan Türkmençay Antlaşması ile Ermeni göçleri daha da arttı. 1828-1830 yılları arasında İran’dan ve Osman Devletinden çok sayıda Ermeni, Gence ve Revan bölgelerinin en verimli arazilerine yerleştirildi. Rusyanın Kafkasyayı Hıristiyanlaştırması veya Ermenileştirmesi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti ve yaklaşık bir milyon üç yüz bin Ermeni bölgeye yerleştirildi.[11]

Rusya, Azerbaycan hanlıklarını teker teker ele geçirdikten sonra gerçekleşen barış antlaşmalarıyla sınırını çizmiş oldu. İran ile Osmanlı topraklarında bulunan Ermenileri, göç ettirerek Erivan merkez olmak üzere meydana getirdiği tampon bölgeye yerleştirdi. Ermeni bölgesini oluşturduktan sonra Ruslar, bölgede Kafkas ordusu komutanlığı tesis ettiler. 1840’ta Hazar Kıyısı Bölgesi kuruldu ve tüm Azerbaycan hanlıkları bu idareye bağlandı. Ayrıca Gürcistan ile Ermenistan bir oblast[12], Dağıstan ile sair bölgeler de başka bir oblast olarak ayrıldılar. Fakat bu idare pratik olmadığı için tüm bölgeleri içine alan bir sistem kuruldu. Bu şekilde Kafkasya valili adı ile 1845 yılında yeni bir idare teşkil edildi ve bu genel valilik uygulaması, zamanla bazı reformları da geçirerek sonraki yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam etti. Bu yapı içerisinde Kafkas valiliği emrinde bir ordu teşkil edildi ve bu orduya bağımsız hareket etme yetkisi de verildi. Bunun dışında Rusya, bazı hanlar ile de anlaşarak Azerbaycan’ı yönetmeye başladı, halktan ağır vergiler topladı, ayrıç Rus köylülerini Azerbaycan’a getirerek verimli topraklara yerleştirdi. Bu çalışmaların üzerine vergi ödeyemez hale gelen Azerbaycan Türkleri, duruma karşı 1890 yılından itibaren başkaldırdılar; ne var ki Rus ve İran hükümetleri, bu isyanları kanlı bir şekilde bastırdılar.

Siyasi durum böyleyken sosyal duruma bakmak gerekirse eğer: Azerbaycan şehirlerinin nüfusunun sosyal yapısından bahsederken şehirde zanaatkâr ve tacirlerin yanı sıra feodallerin, din adamlarının ve hatta köylülerin de yasadığının belirtilmesi gerekmektedir. Tüm Azerbaycan şehirlerinde önemli sayıda köylü yasamaktaydı. Bu durum, köylülerin yabancı işgalcilerin sık sık gerçeklesen baskınlarından aileleri ile kaçarak kale duvarları ile çevrili şehirlere sığınmaları ve de ülkenin ekonomik olarak geri kalmışlığı ile açıklanabilir.[13]

Ayrıca, şehirlerde belirli miktarda köylü aile bulunmasına yerel yöneticiler zemin yaratmaktaydılar. Bu durum tesadüfî değildir. Bilindiği üzere, orta çağdaki savaşlar yüzünden herhangi bir şehir aylarca, bazı durumlarda yıllarca düşman ordusunun kuşatması altında kalabilmekteydi. Bu durumda kaleye dışarıdan erzak, özellikle buğday getirilmesinin olanaksız hale gelmesi şehirde açlığa yol açmaktaydı. Çoğu zaman savaşlarda yenilen tarafın kuşatma altındakiler olması bu yüzdendir. Bu nedenle, yerel yöneticiler şehirlerin asgari düzeyde buğday temin edilmesi için çiftçilik islerine mâni olmamakta, hatta olanak sağlamaktaydılar. 19. yüzyılın ortalarında köylüler toplam nüfusun %90’nı oluşturmaktaydı. İki çeşit köylü vardı: Devlet (Hazine) ve Sahipkar köylüleri. Hazine toprakları eski beylerin ve hanların toprakları idi. Burada yasayan köylüler de devletin köylüsü statüsü almıştı.

Çiftçilerin dışında şehirlere aynı zamanda başka hanlıklardan gelen mülteci köylüler de gelmekteydi. Fakat bunlar şehirlerde kendilerine uygun is bulamadıklarından geçimlerini dilencilik ve hamallıkla sağlamaktaydılar. Bu konuda 19. Yüzyıl belgelerinden birinde ilginç bir bilgi vardır. Rus orduları Bakü’yü işgal ettikten sonra General Yermolov şehirde düzeni sağlamak amacıyla birtakım önlemler almıştı. Onun bu konudaki emirlerinden birinde bu tarihe kadar şehirde ticaret, zanaatkârlık veya çiftçilikle uğraşmayan insanların yaşadığı belirtilmiş, bunun dayanılmaz bir durum olduğu için bu kategorideki insanların çabucak köylere gönderilmesi emredilmiştir. 1817 yılında General Yermolov Almanların iki grubunun Azerbaycan’a girmesine izin vermiştir. 1817-1818 yıllarında Güney Kafkasya’da oluşturulmuş olan sekiz Alman kolonisinden ikisi Yelendorf (şimdiki Hanlar) ve Annenfeld (şimdiki Şemkir) Azerbaycan arazisinde yerleştirilmiştir.

Tüccar ve zanaatkârlarla birlikte köylü nüfustan oluşan şehir nüfusunun sosyal yapısı çok renkli idi. Bu sebeple sadece 18. yüzyılın ikinci yarısında değil, 19. yüzyıl boyunca da Azerbaycan şehirlerinde zanaatkârlar ve tüccarların yanı sıra feodallere, din adamlarına ve köylülere de rastlamak mümkündür. Bütün bunlar aynı zamanda şehirlerin gelişmesini yavaşlatmaktaydı.[14]

SONUÇ

Azerbaycan toprakları tarih boyunca insanların gelip geçtiği bir bölge olmuştur. Özellikle İslam’dan sonra bu bölge hakkında yoğun bilgiler elde ediyoruz. Zamanla bu bölgeye gelen Türkmen nüfus, günümüz Azerbaycan’ının temelini oluşturmuştur. Sonraki dönemlerde sürekli el değiştiren bu bölge, özellikle 19. yüzyılda çok değerlenmiştir. Bu yüzyılda sömürge yarışına geç kalmış olan Rusya, kendi emelleri için bu bölgeye nifak tohumları ekmiştir. Sonraki yüzyıllarda sorun olacak olan Ermeni sıkıntısı bu dönemde Ruslar tarafından temeli atılmıştır. Halk böyleyken bu topraklarda yaşayan halk; ezilmiş, örselenmiş ve Rusya’nın baskısından bıkmış bir şekilde sonraki yüzyılda ayağa kalkacaktır. Günümüzde gündem olan Azerbaycan, gücünü bu dönemde ortaya çıkartmıştır.

KAYNAKÇA

KAFESOĞLU, İbrahim, (1979). Selçuklu Tarihi, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara.

KOTLUK, Nuran, (ed.) (2015). Osmanlı Belgelerinde Azerbaycan, Türk Dünyası Belediyeler Birliği Yayınları, İstanbul.

KURBAN, Vefa, (2009). “18-19. Yüzyıllarda Azerbaycan Şehirlerinde Sosyal ve Siyasi Durum”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 11, Sayı:1, İzmir.

ÖZCAN, Azmi, (2006). “Nadir Şah”, TDV İslam Ansiklopedisi, cilt. 32, Ankara.

SARAY, Mehmet, (1993). Azerbaycan Türkleri Tarihi, Nesil Matbaacılık, İstanbul.

SHAW, Stanford J., (2008). Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, (çev. Mehmet Harmancı), E Yayınları, İstanbul.

YEŞİLOT, Okan, (2008). “Türkmençay Antlaşması ve Sonuçları”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü Dergisi, Sayı 36, Erzurum.

[1] Ed. Nuran KOTLUK, Osmanlı Belgelerinde Azerbaycan, İstanbul, 2015, s. 25.

[2] Mehmet SARAY, Azerbaycan Türkleri Tarihi, İstanbul, 1993, s.7.

[3] İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, Ankara, 1979, s. 370-373.

[4] Bu olay çok önemlidir. Bunun sebebiyse burada Otlukbeli savaşıyla birlikte bu topraklarda, ki İran toprakları da dahil bir Türk hakimiyeti vardı. Fakat tarihte hep olduğu gibi Türk’ün bir Türk’le savaşması sonucu bölgeye başka bir grup hâkim oldu. İşte bu olaydan dolayı günümüz Azerbaycan Türklerinden bir kesim Türkiye Türklerini ve Osmanlı Devleti’ni sevmemektedir. Onlara göre: “Şayet bu savaş olmasaydı günümüz İran topraklarında Türkler hâkim olacaktı.” Demektedirler. Tarihi açıdan bakıldığında bu doğru olabilir fakat şöyle bir olay da var ki kesin böyle olacak diyemeyiz. Çünkü tarihte çok küçük bir olay bile bir kartopu etkisi yaratıp bam başka sonuçlar verebilir.

[5] Bu dönemde bakıldığında Osmanlının Devşirmelere önem verdiğini görüyoruz. Türkmen halk kendini geri planda ve kötü hissediyordu. İşte bu da isyanların tuzu biberi oldu.

[6] Bu anlaşmanın önemi büyüktür. Günümüz Türkiye-İran sınırı bu anlaşmayla belli olmuştur.

[7] Stanford J. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, İstanbul, 2008, s. 292-293.

[8] Azmi Özcan, “Nadir Şah”, TDV İslam Ansiklopedisi, cilt. 32, Ankara, 2006, s.276-277.

[9] Ed. Nuran KOTLUK, age., s. 28.

[10] Okan Yeşilot, “Türkmençay Antlaşması ve Sonuçları”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü Dergisi, Sayı 36, Erzurum, 2008, s. 187.

[11] Hakan Yeşilot, agm., s. 188-193.

[12] Oblast, slavca bir kelimedir. Eyalet ve bölge anlamına gelmektedir. SSCB döneminde önemli bir yere sahip bu yerleşim birimleri özerk cumhuriyet kavramından sonra gelirdi.

[13] Vefa Kurban, “18-19. Yüzyıllarda Azerbaycan Şehirlerinde Sosyal ve Siyasi Durum”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 11, Sayı:1, İzmir, 2009, s. 181.

[14] Vefa Kurban, agm., s. 182.

Bir Cevap Yazın

Scroll to Top

Osman Şahin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin